Bursa Escort
Bugun...
Bizi izleyin:


Adnan ONAY


Facebookta Paylaş









"ERBAKAN Pasifti "diyenlere
Tarih: 29-02-2016 17:38:00 Güncelleme: 29-02-2016 17:38:00


Pasiflik çoğu kez korkaklık ve uyuşuklukla izah edilen bir durum. Bunun Erbakan'la birlikte anılması Türk siyasi tarihinden zerre bir şey anlayamamanın, geçmişi okuyamamanın ifadesi.
Erbakan'ın mücadelesini anlayabilmek için cumhuriyet tarihine kısaca bir göz atmak bile yeterli.
Bu ülkede bir şapka yüzünden onlarca insan idam edildi, ezan susturuldu, kur'an okunan, öğretilen yerler basıldı, kimi camiler ahıra dönüştürüldü, yıkıma terk edildi, mecliste dinimizi değişelim hıristiyan olalım teklifleri yapıldı , dini baskılara birazcık olsun tepki gösterenler zindanlara atıldı.

Başbakanını asmış, siyasi partileri kapatıp, temsilcilerini zindanlara sürmüş, gençlerini idam sehpalarında, işkencehanelerde telef etmiş , faali meçhulleriyle ünlü, dipçikle korunan bir sisteme kafa tutmak elbette hiçbir zaman kolay olamazdı. Erbakan gibi toplumun kurtuluşunu milli ve manevi değerlerin öne çıkarılmasında arayan birine ise bu sistemin yol vermesi zerre mümkün değildi. Zira bu sistem zaten varlığını bunlarla mücadeleye borçluydu.
Bunca zorluğa rağmen Erbakan bulunduğu her ortamda Anadolu değerlerinin ,halkının taleplerinin öncüsü olmaya çalıştı. Anadolu sermayesinin ülkenin sanayileşmesine damgasını vurması gerektiğine inanıyor,milli sanayinin gelişmesinin aynı zamanda Batı'nın ülkemizi esir almasına engel olacağını ısrarla dile getiriyordu. 200 ortaklı gümüş motoru kurduğunda olmadık engellerle karşılaştı ve bu fabrikanın batırılması için Batı'nın kuyruğundaki sermayenin hedefi haline geldi. 
Milli sanayi düşüncesinin filizlenmesi için TOBB'da mücadele vermeye başladı.Bu mücadelelerinin sonucunda 1967'de Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Genel Sekreterliği'ne seçildi. Bu dönemde, büyük sanayici ve tüccarlara karşı Anadolu tüccar ve küçük sanayicilerini savunmasıyla dikkati çekti. 25 Mayıs 1969'da TOBB genel başkanlığına seçildi. Ama Adalet Partisi (AP) hükümetinin seçimleri iptal etmesiyle 8 Ağustos 1969'da başkanlıktan ayrılmak zorunda kaldı.. Seçimle geldiği başkanlık koltuğundan zorla uzaklaştırıldı.
Bu işlerin siyaset üzerinden yürüdüğü gerçeğine inancının depreşmesiyle siyasete atılmaya karar verdi ve 1969'da Adalet Partisi'nden (AP) milletvekili adayı olmak istedi. Ancak adaylığı onun ne derece dindar olduğunu okul yıllarından tanıyan mason Süleyman Demirel tarafından veto edildi.Bunun üzerine Konya'dan bağımsız aday oldu ve iki milletvekili seçtirecek kadar oy alarak milletvekili seçildi.
Bundan sonra Erbakan'ın mücadelesi daha da çetinleşti. Mücadelenin ayrı bir parti kurmaktan geçtiğini görünce 17 Ocak 1970'te 17 arkadaşıyla birlikte Milli Nizam Partisi'ni (MNP) kurdu. Ancak bu parti 12 Mart 1971 Askeri Müdahalesi'nden kısa süre sonra, "laikliğe aykırı çalışmalar yürüttüğü" iddiasıyla açılan dava sonunda 20 mayıs 1971'de Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı.
Bu Erbakan'a yapılan ilk siyasi darbeydi. Yurdu terkederek siyasi faaliyetlerine son verdiği görüntüsü vermesi sistem tarafından sıkı takibatı önledi. Devlete hakim olan kemalist sol zihniyet bir sağ partinin oy için de olsa muhafazakar kitlelere umut verebileceğini hesap ederek mason Demirel'in iktidarına engel olmak için ona gidecek muhafazakar oyları engellemenin yolunu Erbakan'ın siyasete dönmesinde buldu. O nedenle İsviçre'deyken Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur ile Orgeneral Turgut Sunalp tarafından ikna edilerek 1973 seçimlerinden önce Türkiye'ye dönmesine imkan tanındığı iddia edildi.
Bu iddia doğru olsa dahi siyasal sistemde bir değişiklik olmadığı için Erbakan'ın kendi siyasetini yürütmesinin önündeki engeller aynen duruyordu zira 1971 muhtırasıyla amaç muhafazakarlığın bastırılmasıydı. 
Erbakan'ın siyaset sahnesine dönmesiyle dindar kitleler yeniden onun etrafında toplanmaya başladı.14 Ekim 1973 seçimlerinde partisi Milli Selamet Partisi yüzde 12 oy oranıyla 48 milletvekilliği kazandı. Seçimlerden hemen sonra Bülent Ecevit'in liderliğindeki Cumhuriyet Halk Partisi'yle (CHP) ile MSP arasında kurulan koalisyon hükümetinde devlet bakanı ve başbakan yardımcısı oldu. Bu dönemde, Kıbrıs Harekâtı'nın yapılmasını savundu. Harekâttan sonra adanın tamamının ele geçirilmesini konusunda Ecevit ile görüş ayrılığına düştü. "Ada'nın tümünü alalım ki, masada pazarlık şansımız fazla olsun" önerisine Ecevit'in set tepkisi olunca hareket sınırlı kaldı. ABD tarafından Kıbrıs'ın faturasının Erbakan'a kesilmesi ve o nedenle koalisyonun dağıtılması yönünde çalışmaların hızlanmasıyla 17 Kasım 1974'de hükümet dağıldı. Sağ partilerin koalisyon dönemleri başladı ve Mart 1975'te Adalet Partisi, Milli Selamet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ile Cumhuriyetçi Güven Partisi (CGP) arasında kurulan I. Milliyetçi Cephe Hükümeti'inde devlet bakanı ve başbakan yardımcısı oldu.
Solun iktidar olması için Ecevit'i umut görüp koalisyonun dağıtılmasını zaruri gören ve Kıbrıs zaferinin CHP lehine oya dönüştürülmesi için hemen seçimi düşünenler sağ koalisyona engel olamamıştı.Ancak Erbakan süreç içerisinde hem Demirel'in hem de Ecevit'in hedef tahtasına koyduğu kişi olmuştu. Erbakan siyaseti bir anahtar konumuna gelmiş, sağ ve solun iktidarını engelleyebilecek bir siyasi pozisyona yerleşmişti. Kısaca onsuz hükümet kurulamıyordu. 
Ancak süreç içerisinde ona karşı yürütülen çok yönlü saldırılar sonuç verdi ve 1977 Genel Seçimleri'nde Milli Selamet Partisi'nin milletvekili sayısı yarı yarıya düşerek 24'e geriledi. Erbakan bu duruma rağmen siyaseten gücünü korudu. Temmuz 1977'de AP, MSP ve MHP koalisyonuyla kurulan II. Milliyetçi Cephe Hükümeti'nde yine devlet bakanı ve başbakan yardımcısı oldu. O olmadan hükümetler kurulamıyordu. Kasım 1979'da AP'nin azınlık hükümeti onun dışardan desteğiyle kurulabildi. Erbakan böylece Batı'nın siyasi dizaynlarına engel yaratan bir isim haline geldi. Bu durum karşısında Batı,siyasetin yeniden dizaynını ihtilalde buldu. Sağ-sol kavgasının yanısıra 6 Eylül 1980'de partisinin Konya'da düzenlediği Kudüs Mitingi de 12 Eylül Askeri müdahalesi'nin sebeplerinden birisi oldu..

12 Eylül'de bir süre İzmir Uzunada'da gözaltında tutuldu. 15 Ekim 1980'de 21 MSP yöneticisiyle birlikte 'MSP'yi illegal bir cemiyete dönüştürmek ve laikliğe aykırı davranmak' suçlamasıyla tutuklandı. 24 Temmuz 1981'de serbest bırakıldı. 1983'te hakkında verilen hüküm Askeri Yargıtay'ca bozulduktan sonra beraat etti.

1982 Anayasası gereğince 10 yıl siyaset yapma yasağı aldı. 6 Eylül 1987 halk oylamasıyla tekrar siyasete döndü. 11 Ekim 1987'de Refah Partisi genel başkanı seçildi. Refah Partisi'nin Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) ve Islahatçı Demokrasi Partisi'yle (IDP) ittifak kurduğu 1991 seçimlerinde Konya'dan milletvekili seçildi. Önüne çıkarılan siyasi engellere rağmen mücadelesinden hiç yılmadı.

Milli Görüş Hareketi'nin tarihindeki en büyük başarıyı elde ettiği 1995 seçimlerinde Refah Partisi, aldığı yüzde 21,37 oy oranı ve kazandığı 158 milletvekili ile birinci parti oldu. Doğru Yol Partisi (DYP) ile Anavatan Partisi (ANAP) arasında kurulan kısa ömürlü koalisyon hükümetinin istifasından sonra DYP ile kurduğu REFAHYOL hükümetinde, 28 Haziran 1996'da başbakan olarak göreve başladı. Koalisyon hükümeti başbakanı olarak görevde olduğu 1996-1997 arası 1 yıllık dönemde Türkiye ekonomisi %7,5 oranında büyümüş ve Türkiye'nin GSMH'si Dünya toplamının binde 11,96'sınden binde 12,37'sine yükselmiştir..Yapılan reformlar arasında, kamu kuruluşları arasında havuz sisteminin kurulması ve gelişmekte olan halkın çoğunluğu Müslüman ülkelerden 8 tanesini biraya getiren D8 oluşumu en önemlilerindendir. Siyasi tasfiyesine bunların neden olduğu iddiaları oldukça önemlidir.

Laiklik ve Atatürkçülük tartışmaları sonucunda, "post-modern darbe" olarak adlandırılan 28 Şubat Süreci ile Erbakan istifa etmeye zorlansa da bu teşebbüs ilk etapta başarıya ulaşamamıştır (Koalisyon 30 Haziran 1997'ye kadar devam etmiştir). 21 Mayıs 1997 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, "yasadışı bazı eylemlerin odağı olmaya başladığı ve bazı üyelerinin laik rejimi hedef alan girişimleri" nedeniyle Refah partisi'nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Başsavcı Vural Savaş, dava ile ilgili yaptığı açıklamada partinin "laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline geldiğini ve ülkeyi giderek bir iç savaş ortamına sürüklediğini" belirtti. Dava devam ederken Erbakan, başbakanlık görevini Tansu Çiller'e devretmek amacıyla 18 Haziran 1997'de Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e istifasını sundu. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ise yeni hükümeti kurma görevini, Doğru Yol Partisi genel başkanı Tansu Çiller'e değil, Mesut Yılmaz'a verdi. 55. Hükûmet (ANASOL-D) Mesut Yılmaz'ın liderliğinde Anavatan Partisi, Demokratik Sol Parti, Demokrat Türkiye Partisi koalisyonu ile kuruldu. Böylece Erbakan için tasfiye süreci hızlanmıştı. Bu aynı zamanda mütedeyyin çevreler içinde bir zulüm döneminin başlangıcı oldu. (Din görüntülü paralel cemaatin o günlerde Erbakan'ı siyaseten mahkum etmek için gösterdiği azami gayret unutulacak gibi değildir.!)

Açılan kapatma davası sonunda Anayasa Mahkemesi, 16 Ocak 1998'de Refah Partisi'nin kapatılmasına ve aralarında Erbakan'ın da olduğu 6 kişiye 5 yıl süreyle siyaset yasağı getirilmesine karar verdi. Refah Partisi'nin kapatılma kararından bir ay önce Milli Görüş çizgisindeki Fazilet Partisi kuruldu, ancak bu parti de yakın takibe alındı. Haziran 2001'de Anayasa Mahkemesi'nin Fazilet Partisi'nin kapatılmasına karar vermesinden sonra kurucusu olduğu Milli Görüş Hareketi bölündü. Erbakan'ın desteklediği Milli Görüş'çü (gelenekçi) kanat Recai Kutan başkanlığında Saadet Partisi'ni (SP) kurarken, "yenilikçiler" ise Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Adalet ve Kalkınma Partisi'nde örgütlendiler.

Erbakan, "Kayıp Trilyon Davası" olarak bilinen -Refah Partisi'ne 1998 yılı için yapılan yaklaşık 1 trilyon TL'lik hazine yardımının harcanmış gibi gösterilerek devlete iade edilmemesi- davada, Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 6 Mart 2002'de "özel evrakta sahtecilik" suçundan 2 yıl 4 ay hapis cezasına mahkûm edildi.
2002 Genel Seçimleri'nde Konya'dan bağımsız milletvekilliği adaylığı başvurusu Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından reddedildi. 5 yıllık siyasi yasağı Şubat 2003'te sona eren Erbakan, 11 Mayıs 2003'te Saadet Partisi Genel Başkanlığına seçildi. 3 Aralık 2003'te hakkındaki mahkûmiyet kararı Yargıtay tarafından onandı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, "Kayıp Trilyon Davası"nda mahkum olan ve mahkumiyet kararları kesinleşen Erbakan dahil 6 kişinin parti üyeliğinden çıkarılması ve parti organlarındaki görevlerine son verilmesini isteyince Erbakan, 30 Ocak 2004'te Saadet Partisi Genel Başkanlığından ve parti üyeliğinden ayrılmak zorunda bırakıldı.

Aldığı sağlık raporu doğrultusunda infazı ertelen Erbakan’ın "Kayıp Trilyon Davası" nedeniyle aldığı hapis cezası Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) yapılan değişiklik uyarınca Nisan 2008'de ev hapsine çevrildi. Erbakan ev hapsini çekerken Adli Tıp Kurumunun ‘sürekli hastalık’ raporu doğrultusunda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 19 Ağustos 2008’de affedildi.
17 Ekim 2010'da tekrar Saadet Partisi'nin genel başkanlığına seçildi. Sağlık durumu giderek kötüleştiği halde vefat ettiği güne kadar kurmaylarıyla parti ve ülke meseleleri hakkında görüşmelerine devam etti..

Ömrü boyunca Anadolu insanının düşünce değerlerine sahip çıkmak için mücadele eden ve savunduğu düşünceler nedeniyle "laikliğe aykırılık" altında hakkında onlarca dava açılmış olan Erbakan'ı pasif göstermeye çalışanlar siyasi tarihimize göz kapatmış olmalılar.
Erbakan, siyaset yaptığı sürede mahkemeden, mahkemeye, davadan, davaya koşmuş ve hiç yılmadan son nefesine kadar hak bildiği yolu takip etmiş bir isimdir. Mahkemelerde yaptığı savunmalar ne derece fikri sabit olduğunu ortaya koyucu niteliktedir..
O,Yürüttüğü mücadele nedeniyle sadece Türkiye'deki mütedeyyin çevrelerde değil, dünya müslümanları içinde de önemli bir isim olmuştur.
Erbakan,İlk kez siyonizmle siyasal mücadeleyi küreselleştirmiş bir isimdir.. Dünya siyonizminin Türkiye ve İslam dünyası üzerindeki emellerini, hedeflerini ve projelerini açığa çıkarmıştır.

Böylesine önemli bir mücadele adamını 28 şubat'ta radikal davranmadığı iddiasıyla pasiflikle suçlamak kuru bir hamâsiliktir..
Eğer Erbakan kimilerinin arzu ettiği gibi 28 şubat'ta farklı bir tutum takınsaydı DP ve Menderes'in başına gelenler muhtemelen onunda başına gelecek,koca bir camia için sürek avı başlatılacaktı. Erbakan'ın o günkü yapıcı tavrına rağmen süreç içerisinde dindar kesime yapılanlar göz önüne alındığında bunu daha kolay anlayabiliriz. Ayrıca, böylesi bir atmosferin sonucunda Ak parti diye bir partinin ortaya çıkması, o kadroların siyaset yapması diye bir şeyin olabilmesi de söz konusu olamayacaktı..

Kim bilir belki de bu durumda ülke Saddam'ın ülkesinin durumuna düşmüş olacaktı...

 

 

 




FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • 113 YILIN SIRRI
    113 YILIN SIRRI
  • Isınmaya yılda 110 lira ödüyor
    Isınmaya yılda 110 lira ödüyor
  • Rize’de kurbanlıkları taşıyan tır devrildi
    Rize’de kurbanlıkları taşıyan tır devrildi
  • Rize'de Sıradışı Ustalık Örneği
    Rize'de Sıradışı Ustalık Örneği
  • Çaykaralı Havva Usta
    Çaykaralı Havva Usta
  • Suriye'de iç savaş
    Suriye'de iç savaş
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • GÜNDEM PROGRAMI
    resim yok
  • Artvin’de iki yavru ayı tünele girdi.
    Artvin’de iki yavru ayı tünele girdi.
  • Asya'da Ali Adnan fırtınası
    Asya'da Ali Adnan fırtınası
  • 42. Arhavi Festivali - Off Road
    42. Arhavi Festivali - Off Road
  • Dev piton karıncalara yem oluyor .
    Dev piton karıncalara yem oluyor .
  • Karadenizli Adam Trafik Cezası Yerse!
    Karadenizli Adam Trafik Cezası Yerse!
VİDEO GALERİ
YUKARI