TERÖRÜN KARANLIK YÜZÜNE VURULAN TOKAT
Hatice Bayar’i taniyan belki de çok az insan vardir. O tekerlekli salyeye mahkum olmus hayat dolu bir insan Fransanin Vichy kentinde 9-14 Agustos tarihleri arasinda gerçeklestirilen Bedensel Engelliler Avrupa Okçuluk Sampiyonasi’nda Türkiye’yi basariyla temsil ederek adini duyuran milli bir sporcu.
Ancak onu sporcu yönüyle tanimak gurur verici olmasina karsin geçmisini hatirlamakta bir o kadar aci verici… Hatice’yi 1996 yilinda hayattan koparmaya çalisan ugradigi terör olayi sadece gazete sayfalarinda kaldi.
Hatice çalistigi isyerinden çiktiktan sonra ablasiyla bulusarak birlikte günü bitirmenin mutlulugunu yasarken Mamak tren İstasyonu’ndan Kayas yönüne giden trene bindiler ve Topkaya İstasyonu’nda inerek yürümeye basladilar.
Gözü dönmüs terör örgütü üyelerinin ellerinde silahla “kipirdamayin yoksa ates ederim” diye bagirmasiyla irkildiler.
Hatice içgüdüsel bir hareketle ablasini korumaya çalisirken aldigi kursun yarasiyla yere yigildi. Teröristler abla polis memuresi Havva Bayar’a da 6 el ates ederek kaçti.
Terör Hatice’nin bir a hayatini karartmisti ve tekerlekli salyeye mahkûm etmisti.
Tam hayata küsmek üzereyken sporla tanisti ve o gün hayatinda birçok sey degismis oldu.
Sporun hayatina pozitif bir deger kattigini belirten Hatice kazigi basarilariyla kendisini bu duruma sokan masum insanlari incitmedigini her ortamda iddia eden terör örgütlerine ummadiklari bir ders vermis oldu.
Terörün 14 yil önce kendisine talihsiz olayi yasattigini hatirlatan milli okçu günümüzde hala terör örgütlerinin birçok insana zarar vermesine ailelere acilar yasatmasina bir anlam veremiyor.
Bir insanlik suçu olan terörün insanlarin hayallerini yikmamasi gerektigini arzulamasi her insan gibi onun da hayalini süslüyor.
Bedensel Engelliler Avrupa Okçuluk Sampiyonasinda siralamalarda Avrupa birincisi olmasiyla da hayallerinin gerçeklesmesine tanik oluyor.
Görülüyor ki terörle ancak insanlari öldürebilirsiniz engelli yapabilirsiniz ama azmini ve basarilarini engelleyemezsiniz.
Hatice Bayar terör kursunuyla belki ayaklarini kaybetti ama umutlarini daima taze tutarak teröre ve teröriste en büyük darbeyi vurmus oldu.
Sonuç olarak tüm dünyada terörden zarar gören insanlarin basarilariyla teröre karsi tepkilerini her sahada göstermeleri halinde önemli kazanimlar elde edilecektir.
Zeynep Özgür
DEMOKRATİK ÖZERKLİK NEDİR BİLEN VAR MI?
Demokratik özerkliğin Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’in ya da DTK’nın fikri olmadığı Öcalan’ın fikri olduğu söyleniyor. Demokratik özerklik için internet sitesi bile açılmış. BDP demokratik özerklik projesi çerçevesindeki taleplerini 9 madde halinde sıralıyor. Bu maddeler projenin özünü oluşturuyor. Sıralanan maddeler arasında siyasi ve idari yapıda köklü reform halkın karar süreçlerine dahil edilmesi özerk yönetim bölge meclisleri gibi çözüm formüllerinden bahsediliyor. Tabi bir de Katalanlar konuya müdahil oluyor. Öcalan Demokratik Özerklik konusunu Katalanların da tartıştığını özerklik konusunda bir proje hazırlayıp sunduklarını İspanya Anayasa Mahkemesi’nin de bu projeyi birkaç noktası hariç onayladığını kalan noktaları da önümüzdeki dönemde muhtemelen kabul edeceklerini" öne sürüyor. PKK’ya yakın internet sitelerinde ise Öcalan’ın istediği demokratik özerklikten bahsedilirken konunun siyasi ekonomik hukuki kültürel savunma ve diplomasi boyutuna yer veriliyor. Kürtlerin statüsünün ne olacağı ekonomik politikanın belirleneceği anadilde eğitimin nasıl yapılacağı koruculuğun lağvedileceği halkın kendi öz savunmasını sağlayacağı ve komşu ülkelerdeki Kürtlerle ilişkilerin nasıl olacağının belirleneceği tartışılıyor. Bütün bunlar ne kadar da karışık değil mi? Konuyu yakından takip etmeyen ya da yıllarca terörden çektiği acıları tekrar yaşamak istemeyen ve huzurdan başka bir şey istemeyen halk için ne kadar da anlaşılmaz. Demokratik özerklikle ilgili açıklamalar kafaları karıştırmaktan başka bir işe yaramıyor kısacası.
Konuyla ilgili olarak PKK’ya müzahir çevrelerde zihinsel bir karışıklık yaşığı "özerkliğin" ne olduğunun tam olarak bilinmediği söyleniyor. DTKnın neden kurulduğu ve işlevinin ne olduğu özellikle örgütün bağımsızlık düşüncesinden neden vazgeçtiğinin anlaşılamadığı belirtiliyor.
Ayrıca "özerkliğin" bölgesel ilan edilmesi halinde bazı bölgelerdeki Kürtlerin durumunun da ne olacağının belirsiz olduğu bu bölgelerde gelebilecek olumsuz tepkiler nedeniyle Kürtlerin zarar görebileceği düşünülüyor. Halka özerkliği anlatmak üzere mahalle toplantılarının yapılmasının planlığı ancak Ramazan ayı olması nedeniyle organize edilemediği kaydediliyor.
Sadece PKK’ya bağlı çevrelerde değil diğer kesimlerde de demokratik özerklikle ilgili kararsızlık sürüyor. Aşırı sol kesimlerden MLKP/ESP çevrelerinde konuya ilişkin yapılan değerlendirmelerde belirli bir kararlılık bulunmadığı gibi bu kesimde yer alan şahıslardan bazılarının kararı olumlu bazılarının da olumsuz bulduğu ileri sürülüyor. Ancak kararın örgüt toplantılarında tartışıldığı özellikle 12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak Referumla bağlantılı olarak özerkliğe verilecek destek konusunda fikirlerin netleşeceği ifade ediliyor.
Bazı siyasi gruplarca PKK tarafından ilan edilen özerkliğin örgütün köşeye sıkıştığını gösterdiği özerkliğin ilan edilmesinin Ortadoğu’daki gelişmelerden bağımsız olarak düşünülmemesi gerektiği geçmiş dönemlerde PKKya destek veren bazı ülkelerin örgüte desteklerini azalttıkları veya hiç vermedikleri bu ülkelerin kendi içlerinde büyük problemlerle uğraştığı PKKnın sıkışmasının başka bir nedeninin de yıllarca Türkiyenin doğu ve güneydoğusunda terörden kaynaklanan rant ilişkilerinin ve PKKnın yurtiçindeki işbirlikçilerinin deşifre edilmesi olduğu belirtiliyor.
Helin Demir
helindem@mynet.com
ROJ TV’NİN KAPATILMASINA DOĞRU HIZLANAN ADIMLAR
Faaliyetleriyle PKK’nın birliğini ve devamlılığını kuvvetli bir şekilde destekleyen PKK’nın otonomi çabalarını başarılı kılmak için şiddeti yöntem olarak teşvik eden ROJ TV 01 Mart 2004 tarihinden itibaren Danimarkadan alınan yayın lisansı ile terör örgütü PKKnın ideolojisi paralelinde yayınlarını sürdürüyor. Her gün ekranlarından şiddeti teşvik edici yayınların yanı sıra terör örgütü ve mensuplarını övücü ifadeler tartışma programları yapılıyor. Abdullah Öcalan’ın görüşme notları BDP’li yöneticilerin söylemleri örgüt üst yöneticilerinin dağda yaptıkları tele röportajlar vb ROJ TV’nin bölücü ve terörü övücü yayınlarını oluşturuyor. Avrupa’da çeşitli ülkelerde PKK ile bağlantılı şirketlere ROJ TV’ye yapılan operasyonlar yöneticilerin gözaltına alınmaları ve Berlingske Tidende gazetesinde yayımlanan ROJ TV-PKK ilişkisini konu alan haberler serisiyle faaliyetleri son derece deşifre olan TV kanalının yargılanması yönündeki adımların hızlığı bildiriliyor.
Danimarka’da ilk kez bir medya kuruluşunun Ceza Yasası kurallarıyla yargılanacağı belirtilirken ROJ TV’nin yanı sıra Mesopotamia Broadcast A.Ş hakkında da kapatma davasının açıldığı vurgulanıyor.
Kopenhag Savcısı Lise-Lotte Nilas’ın PKK’nın yayın organı olarak faaliyetlerini sürdüren ROJ TV’nin kapatılması için Kopenhag İstinaf Mahkemesi’nde dava açtığı 6 yıl süren uzun soruşturma döneminden sonra Ceza Yasası’nın 114. Maddesini ihlalden dolayı kapatılmasını istediği bildiriliyor. Nilas bu maddede yer alan “Bir kişi grup veya organizasyon hedefi terör eylemleri olan icraatlarından dolayı cezalırılır” maddesini gerekçe olarak gösterirken PKK’nın bir terör örgütü olduğuna atıfta bulunuyor. Savcı Nilas ROJ TV’nin defalarca PKK militanları ve elebaşlarıyla programlar ve röportajlar yaptığına PKK ile Türk Ordusu arasındaki çatışmaları PKK’nın etkinliğini arttıracak şekilde yayınladığına ROJ TV’nin ekonomisi soruşturulduğunda PKK ile bağlantısının iyice ortaya çıktığına dikkat çekerek “Savcılık makamı ROJ TV’de yayınlanan bir çok program ve haberin PKK’nın propagasını yapmaya yönelik olduğunu tespit etmiştir” görüşüne yer veriyor. Bu arada ROJ TV’ye açılan kapatma davasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. Maddesi olan ifade ve enformasyon özgürlüğüyle de çelişmediğine işaret ediliyor.
ROJ TV’ye açılan kapatma davasının henüz ne zaman görülmeye başlanacağı belli olmazken davanın ne kadar süreceği konusunda da bir tahminde bulunulamıyor.
Danimarka basınında polisin elinde ROJ TV ile PKK arasında bağlantı olduğuna dair belgeler bulunduğu ancak bunun hasıraltı edildiğine yönelik haberler çıkarken ROJ TV’de yayınlanan haber bültenlerinde de bu kutsal ilişkinin kanıtlarına sık sık rastlanıyor. Örneğin ROJ TV’de 28 Ağustos 2010 tarihinde yayınlanan haber bülteninde yer alan “HPG’nin Van’ın Başkale ilçesindeki köylerde askerleri taşıyan Revo tipi askeri araçları hedef aldığı eylemde 3 askerin öldüğü 2sinin de yaralığı eylemin yaşamını yitiren gerillalar anısına düzenlendiği” yönündeki açıklamalar hem de örgütün eylemsizlik kararına rağmen övücü ifadelerle ifşa ediliyor. ROJ TV savcı Nilas’ın da dediği gibi PKK’yı her zaman gündemde tutmak için elinden gelen gayreti gösteriyor. Haberleri sunan spikerlerin yüz ifadelerinde bile çatışmalarda kaybedilen ve sayıları her zaman abartılarak belirtilen Türk askerlerinin haberlerini sunarken alaycı ve küstah ifadeler yer alıyor.
Sonuç olarak terörizmin çözümünde her zaman ve her ortamda uluslar arası işbirliğinden yana olan Türkiye terörün öncüsü ROJ TV’ye açılan kapatma davasını memnuniyetle karşılarken diğer Avrupa Birliği üyesi devletlerin de terör konusunda aynı duyarlılığı göstermesini bekliyor.
Helin Demir
helindem@mynet.com
BDP’Lİ BELEDİYELERİN MARİFETLERİ
BDP’li belediyelerin halkın iradesini boykot altına almak için gösterdikleri çabalar kendi görüşlerini paylaşanlara uyguladıkları ayrıcalıklar paylaşmayanlara yaptıkları haksızlıklar çeşitli konulardaki yolsuzluklar ve yöneticiler arasında yaşanan çıkar kavgalarının bugüne kadar gündemi yeterince meşgul ettiği biliniyor. Özellikle BDP’nin İstanbul İl Teşkilatında yaşanan anlaşmazlıklar ve hizipleşmeler bugünlerde başka illere de sirayet etmişe benziyor. BDP’nin Doğu ve Güneydoğu Bölgelerindeki Teşkilatlarında var olan mali sıkıntılar farklı çıkar ilişkilerine sebep gösteriliyor.
PKK’dan gelen talimatlarla BDP’li Mardin Nusaybin Belediye Başkanı ile Disk Genel İş Sendikasının yürüttüğü çalışmalar neticesinde Nusaybin Belediyesinde çalışan işçilerin Disk Genel İş Sendikasına geçtikleri belirtiliyor. İşçilerin bu sendika değişikliği sonucu Disk Genel İş Sendikası’nın BDP’ye 500 bin TL bağışta bulunduğu kaydediliyor. Bu arada tüm BDP’li belediyelerde çalışan işçilerin maaşlarından Ağustos 2010 ayı itibariyle 700 TL kesinti yapılmasının talep edildiği bildirilirken BDP’nin içerisinde bulunduğu mali zorlukların boyutu da ortaya çıkmış oluyor. Çatışmalarda ölen PKK’lıların aileleri için toplanan “yardım” adı altındaki paralar da belediyelerin önemli gelir kaynakları arasında yer alıyor. Çeşitli isimler altında çeşitli bahanelerle toplanan paraların nerelere harcığı da meçhul işlemler arasında sayılabiliyor.
BDP gerek baskıyla gerek gönüllü olarak para toplama işlemlerini sürdürüyor sürdürmesine ama bu baskılara boyun eğmeyip bağış yapmak istemeyenler de oluyor. Örgütten gelen emirlerle söz konusu bu şahısların özellikle de zenginlerse ciddi şekilde uyarılmaları hatta ticaretlerine engel olunacağı şeklinde tehdit edilmeleri isteniyor. BDP’nin içerisinde yer alan sözde legal örgüt mensupları da bu işler için biçilmiş kaftan görevi görüyor.
BDP’nin marifetleri saymakla bitecek gibi görünmüyor. PKK tarafından idare edilen BDP’nin bir kukla misali oradan oraya sürüklenirken kapatılan DTP’nin yerine kurulduğu ilk günlerdeki söylemlerini unutmuşa benzediği düşünülüyor.
Helin Demir
helindem@mynet.com
DÜNYA BARIS GÜNÜ KUTLU OLSUN
Dünyada yasanan teknolojik bilimsel ve sosyal degisimlerin beraberinde olumlu ve olumsuz çesitli mücadeleleri ortaya çikardigi bununla birlikte daha mutlu ve baris içinde yasayabilmek için insan haklari esitlik demokrasi gibi kavramlarin da ön plana çiktigi bilinmektedir.
Bu olumlu gelismelerin yani sira toplumlarin sahip olduklari degerlerin tahrik edilmesi asiri silahlanma hürriyetlerin sinirlanmasi açlik sefalet yabanci düsmanligi gibi birçok nedenle insanlik âleminin çok aci ve istirapli dönemler geçirdigi ortadadir.
Barisla kusatilmis adil bir dünyada yasamanin insanoglunun belki de en eski özlemi oldugu tüm toplumlarca her firsatta dile getirilmektedir.
Türkiyenin evrensel baris konusundaki yaklasimi Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk tarafindan ortaya konulan “Yurtta Baris Dünyada Baris” ilkesi çerçevesinde sekillenmistir.
Ülkemiz bu dogrultuda bugüne kadar uluslararasi toplumlarla isbirligi ve dayanisma içinde çaba sarf etmis olup bu yoldaki çabalarini gelecekte de kesintisiz olarak sürdürmeye kararlidir.
Ancak toplumsal baris ve huzurunun bozulmasina çaba gösterilen ülkeler arasinda ülkemiz maalesef() en ön saflarda yerini almaktadir.
Öncelikle ayrilikçi PKK terör örgütünün huzur içinde yasayan insanlarimizi istismar ederek insan haklarinin en temeli olan yasam hakkini dogrudan hedef almasi DHKP/C ve diger asiri sol örgütlerin masum insanlari öldürmeye devam ederek toplumsal barisi bozmaya çalismasi ülkemizi uzun yillar terörün bir numarali hedefi haline getirmistir.
Dünyada barisin mutlak bir sekilde hâkim kilinabilmesi için tüm devletlerin uluslararasi kuruluslarin terörün ortak bir tanimini yapmalari ve terörü önlemek için birlikte çaba göstermeleri sarttir.
Çünkü insanlarin hiçbir ayirim gözetmeden bir arada mutlu ve huzurlu yasamalarinin anahtari baristir.
Hiçbir terör organizasyonun ülkelerdeki baris ve huzur ortamini bozmasina izin verilmeyecegi günlerin gelmesi dilegiyle tüm insanligin 1 Eylül Dünya Baris Gününü kutluyorum.
Yunus Arda
BDP’DEN KÜRT KİLİSESİ
12 Eylül’de yapılacak olan referum oylamasına sayılı günler kala İmralı’dan ve PKK’dan gelen emirlerle BDP’de yoğun bir trafik yaşanırken farklı konularda da farklı faaliyetler yürütülüyor.
Misyonerlik faaliyetlerinde bulunan şahısların ya da grupların son süreçte özellikle Kürt kökenli vataşlara yönelik faaliyetlerine ağırlık verdikleri bilinenler arasında yer alıyor. Haber Vitrini sitesinin haberine göre dernekleşme çabası içerisine giren bu gruplara İHD ve BDP’nin de destek verdiği bildirilirken bu grupların Kürtlerin Hıristiyanlaştırılmasının kendilerine olumlu yansımalarının olacağını değerlendirdikleri ifade ediliyor. Türkiye’deki misyoner unsurların İsrail’in güvenliğini garanti altına alabilmek ve Ortadoğu ile Orta Asya’ya açılabilmesini sağlamak amacıyla Kürtleri Hıristiyanlaştırmaya çalıştıkları bu amaçla Mersin başta olmak üzere diğer bazı illerimizde “Kürt kilisesi” açılmasının planlarını yaptıkları BDP’nin de bu konuya ciddi anlamda destek verdiği kaydediliyor.
Muhafazakar bir yapısı bulunmakla birlikte Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinden oy alan BDP’nin tabanı ile çelişen bir anlayışı benimsediği bazı milletvekillerinin “Güneydoğu’da laikliğin kalesi biziz. Cemaatlerin faaliyetlerinden rahatsızlık duyuyoruz. Biz olmasak Güneydoğu İslam şeriatına teslim olur. Küçükler için Kuran kursuna geçit vermek şeriat devletine giden yolda en büyük adım olur” yönünde beyanlarda bulunduğu vurgulanıyor. Öcalan’ın bile daha önce İncil okuduğu ve bütün Kürtlerin İncil okuması yönünde beyanat verdiği kendisine tutuklanmadan önce Vatikan televizyonundan Kürtçe İsa Mesih’in yaşantısıyla ilgili film seyrettirildiği şeklindeki söylemlerin de bu amaçla kullanıldığı söyleniyor.
Misyoner gruplar İslam karşıtlığı ile bilinen BDP ile birtakım ortak projeler içine girebileceklerini düşünüyor. Nitekim misyoner grupların 14 Temmuz’da Mersin’de BDP Siyaset Akademisi’nin açılışında BDP Milletvekili Ayla Akat Ata’ya Mersin başta olmak üzere Türkiye’nin farklı şehirlerinde Kürt Kilisesi kurmak istediklerini ve bu konuda yardımlarına ihtiyaçları olduğunu söyledikleri Kürtlerin İslamiyet’i kabul etmeleriyle birlikte Araplar tarafından sömürülerek Kürt kimliklerinden uzaklaştırıldıklarını ifade ettikleri iddia ediliyor. Ayla Akat Ata’nın ise Kürt kilisesi konusuna olumlu baktıklarını söz konusu projeye destek vereceklerini ve her zaman yanlarında olduklarını belirttiği aktarılıyor.
Daha önce Mardin’de “Kutlu Doğum Haftası” nedeniyle anma etkinliği düzenlemek isteyen Mustazaf-Der Kızıltepe Şubesi’ne BDP’li belediyenin izin vermediği bu nedenle “BDP’nin Müslüman bir halktan oy aldığını unuttuğu” şeklinde büyük tepki gördüğü ise yaşananlar arasında yer alıyor.
Helin Demir
helindem@mynet.com
BDP ÇİZMEYİ AŞTI
İmralı ve Silivri Cezaevleri ile Kil Dağındakilerin karşı çıktığı Anayasa değişikliği paketine boykot kararı ile iştirak eden her gün alanlarda referumu boykot mitingleri düzenleyen bir ara şartları kabul edilirse boykot kararından vazgeçebileceğini açıklayan daha sonra İmralı’dan gelen emirlerle Öcalan’ın cezaevi şartlarının iyileştirilmesi halinde 12 Eylül’de “evet” oyu kullanacağını belirten BDP bu kez de sözde konfederasyon bayrağı açarak çizmeyi iyice aştı.
Şırnak’ın Cizre ilçesinde miting düzenleyen BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş “Ne kadar boykot o kadar özgürlük” sözleriyle taleplerini boykot sayesinde elde edeceklerini ifade etti. Mitinge başlamadan önce çatışmalarda ölen ve şehit ilan edilen PKK’lılar için 1 dakikalık saygı duruşunda bulunulurken boykot konusunda BDP’nin tabanından ve diğer milletvekillerinden zaman zaman değişik açıklamalar duymaya alışmışken miting meydanındaki “Biji serok Apo” ve “PKK halktır halk burada” pankartları da her zamanki gibi varlığını muhafaza etmeyi başardı. Mitingte 10 metre uzunluğundaki PKK’yı simgeleyen bezler ve Abdullah Öcalan’ın posterleri ise bardağı taşıran son damla oldu. Öcalan’ın emirlerini yerine getirmek için ne yapacağını bilemeyen adeta nasıl taşkınlık yapsam ne tür eylemlerde bulunsam diye kendini yerden yere vuran BDP’nin bu son hareketi artık özgürlük sınırlarının da ötesinde düpedüz demokrasi hainliği şeklinde gündeme yansıdı.
Bu arada Selahattin Demirtaş boykot kararı konusunda DTK’dan bu güne kadar kendilerine herhangi bir sinyal gelmediğini belirtirken DTK Eş Başkanı Ahmet Türk “Hükümet ciddi hamle yaparsa her şey değişebilir” açıklamasını yaptı. Referumda halkın düşüncesini tespit etmeye çalıştıklarını PKKnın eylemsizlik kararından sonra BDPnin boykot kararının esneyeceğini sanmadığı söyleyen Türk “Hükümetin duyarsızlığının süreci bu hale getirdiğini Kürt halkının ve kendilerinin talepleri olduğunu ifade etti. Demirtaş’ın “DTK ile boykot konusunu hiç konuşmadık” açıklamasının ardından Türk’ün BDP ile aynı duyguları paylaştıklarına yönelik açıklamaları tam bir tezatlık oluştururken PKK BDP ve DTK cephesinde her kafadan çıkan ayrı sesler Kürtlerin aklını karıştırmaktan başka bir işe yaramadı.
PKK BDP ve şimdi de DTK her şeyi Kürtler adına ve onların haklarını korumak için yaptığını savuna dursun son günlerde sempatizan ve seçmen konusunda epey kayba uğradı. Özellikle sınır bölgelerinde karakollara gelerek teslim olan PKK’lı terörist sayısındaki artış dikkat çekerken BDP’nin tabanından gelen ve boykot kararını benimsemeyeceklerini haykıran partililer de terör birlikteliğinde hayal kırıklığı yarattı.
Sonuç olarak PKK BDP ve DTK’nın üçünün de aynı yolun yolcusu oldukları ortaya çıktı. İmralı’dan gelen talimatlarla hareket eden bazen İmralı’yı dikkate almıyormuş gibi gözüken ancak ondan habersiz pazara bile gidemeyen bu üçlünün tutarsız açıklamalarının referum tarihine kadar süreceği düşünüldüğünde; “Bunlara inananların vay haline” demekten başka bir şey kalmadı.
Helin Demir
helindem@mynet.com
PKK’DA KIYIM HAREKETİ
Son aylarda kırsal ala büyük kayıplar veren terör örgütü PKK’da süren liderlik kavgası ve ardından örgüt üst düzey yöneticilerinden Cemil Bayık tarafından yayınlanan bildiri ile Fehman Hüseyin’den yana tavır koyması ciddi anlamda kaosa sebep olurken diğer taraftan örgüt içinde yaşanan cinayetlerin de ardı arkası kesilmiyor.
Terör örgütü PKK’nın silahlı eylemlere başlamasının yıldönümünde örgüt kadrolarına gönderilen ve Cemil Bayık tarafından yayınlanan bildiride ifade edilen HPG kadrolarının sorgulanacağı işe yaramayanların tasfiye edileceği yönündeki cümlelerin örgüt mensupları arasında panik ortamı yarattığı farklı fikirleri olduğu tahmin edilen kadroların birbirlerini ajanlık ve işbirlikçilikle suçladıkları belirtiliyor. Şırnak kırsalında D.S adlı örgüt mensubunun örgüt içi cinayete kurban gittiği ve arkadaşları tarafından silahla vurularak öldürüldüğü bildiriliyor. D.S’nin ölümü ile ilgili olarak örgüt tarafından basına (öncelikle ROJ TV) kaza kurşunu ile öldüğüne dair bilgi verileceği bunun da örgütten kaçışları önlemek için yapılacağı söyleniyor.
PKK’nın örgüt içi cinayetlerinin aslında yeni olmadığı biliniyor. Yıllardır devam eden kıyım faaliyetine başka bir örnek de 1998 yılında Erzurum Cezaevi’nde başına torba geçirilerek iple boğulmak suretiyle öldürülen cesedi bilahare yakılan koğuşunda daha sonra “Abdullah Öcalan’a destek vermek amacıyla kendisini yaktığını” belirten bir not bulunan M.S…
Kısaca PKK’da kıyım hareketi son hızla sürüyor. Eylemsizlik kararı referumu boykot mitingleri Cemil Bayık’ın bildirisi demokratik özerlik derken tam bir bunalım ortamı yaşayan PKK’nın artık kendi sonunu hazırladığı düşünülüyor.
Helin Demir
helndem@mynet.com
DEVRIMCI ASKI BÖYLE OLUR
Gönül maceralari sadece sinemalara ya da televizyon dizilerine konu olmaz.
Devrimciler de kurallari yok sayarak kaçamak asklar yasayabilir. Üst yönetim ne kadar karsi çiksa da bu kaçamak ask hikâyeleri örgüt içerisinde de yasanir.
Ilgimize konu olan ask kaçamagi öz abisinin hanimina âsik olan onunla kor haline gelen TKP/ML üyesi Okan Ü’in hikâyesi;
Okan 1989 yilinda ODTÜ Kimya bölümünü kazanarak kaydini yaptirdiktan sonra örgütsel faaliyetlerin içinde kendisini buldu. Ayni yil ODTÜde otobüs ücretlerinin protesto edilmesi olayi sonrasi cezaevi maceralari da baslamis oldu.
Okan kendisi gibi ayni örgüt mensubu Berna S. ile cezaevinde evlendi.
Evliliginin iyi gitmemesi nedeniyle Okan abisinin esi Gülaferit Ü. İle ilgilenmeye basladi. Gülaferit’te bu yaklasima ilgisiz kalmadi.
Gülaferit DHKP/C üyesi ve Orta Dogu Teknik Üniversitesi mezunu. Çesitli tarihlerde katildigi eylemler nedeniyle cezaevine girip çikmis sonunda yasadisi yollarla Almanya’ya siginarak örgütsel faaliyetlere orada issizlik parasi alarak devam etmistir.
Bu arada ask iliskisi Okan’la gizlice bir araya gelerek bulusmalarina sik sik telefondaki görüsmelerine hem aileleri hem de örgütü kayitsiz kalmistir.
Esi cezaevindeyken onunla ilgili konularda “vatas” diye hitabeden Gülaferit yasadigi askin tadini çikarmaya çalisarak defalarca esini aldatti. Bu tutumu birakin devrimcilige insanliga bile sigmaz oldu. Böyle bir iliskiye ancak pembe dizilerde rastlanir.
Aldatilan devrimci es DHKP/C’li Kaan.Ü. ise yine bir ODTÜ’lü.
1989 yilinda Ankarada cezaevlerindeki uygulamalari protesto etmek amaciyla yapilan korsan gösteriye katilmasinin ardindan baslayan ve süregelen tutuklanmalar ve yargilanmalar süreçlerinde esiyle ilgilenecek zamani olmamis.
Sonunda Kaan yasadisi yollardan yurtdisina çikmis eylem yapmak için geldigi Sivas’ta yakalanarak cezaevine girmis kafasi devrimle karisik bir kisilik.
Onun Okan Gülaferit askindan haberi oldu mu bilinmez ama çevresindeki herkes bu askin bütün namahremini biliyordu. Devrimci sir saklama gelenegi agabeyi esini kardesine pazarlamada bir sakinca görmedi.
Ne yazik ki bu ölümsüz ask Okan’in 2005 yilinda yapilan bir operasyonda hayatini kaybetmesiyle son buldu da Kaan daha fazla boynuzlanmaktan kurtuldu.
Bu ask macerasi Ask-i Memnu dizisini aratmiyor. Tek farki DHKP/C- TKP/ML aski olmasi Ali Bozdogan
Merhaba
Bu gün yayınınıza davet ettiğiniz çok değerli büyüğümüz Yakup Doracan abimizin 2007 seçimlerinde Bayburt tan aday adayı gösterilmesnden sonra aday olarak neden çıkarılmadığını siz değerli kaçkar tv aracılığıyla sevgili ve çok değerli Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan a sormak istiyoru. Yakup Doracan Abimiz hem yardımseverliğiyle hem de halkın sevgisiyle hak ettiği yere neden gelemedi. Bunun cevabını lütfen açıklasınlar